Avustralya’nın Melbourne şehrinden Ben McMahon adlı genç bir adamın yaşadıkları, tıp ve dilbilim dünyasında büyük bir hayret uyandırdı. McMahon, hayatının farklı dönemlerinde geçirdiği iki ayrı ciddi kaza sonrası bilincini geri kazandığında, ana dili İngilizce yerine başka dillerde konuşmaya başladı. İlk kaza sonrası Çince, ikincisi sonrası ise İspanyolca konuşması, onun hikayesini benzersiz kılıyor.
İlk Olay: Çince Mucizesi
2013 yılında, o dönem 22 yaşında olan Ben McMahon, ciddi bir trafik kazası geçirdi. Kazanın ardından bir haftadan uzun süre komada kalan McMahon’ın ailesi ve doktorları, genç adamın sağlık durumundan endişe duyuyordu. Ancak McMahon komadan çıktığında, onu bekleyen şok daha büyüktü: Ana dili İngilizce yerine akıcı bir şekilde Mandarin Çincesi konuşuyordu. Ailesi bu duruma inanamıyordu çünkü McMahon, lise yıllarında sadece birkaç ay Çince dersi almıştı ve bu dili bu denli akıcı konuşması mümkün değildi.
McMahon’ın kendisi de şaşkındı. Çince konuşmakla kalmıyor, aynı zamanda rüyalarını bile Çince görüyordu. Hatta ailesine yazdığı notlarda “Seni seviyorum” cümlesini Çince kaleme almıştı. Doktorlar bu durumu açıklamakta zorlanırken, McMahon’ın İngilizcesi yavaş yavaş geri dönmeye başladı ve bir süre sonra yeniden akıcı bir şekilde ana dilini konuşabildi.
İkinci Şok: İspanyolca Sürprizi
McMahon’ın hikayesi, bu ilk olayla bitmedi. Yaklaşık bir yıl sonra, bu kez kaburgalarının kırılmasına neden olan başka bir kaza geçirdi. Kazanın ardından yine kısa süreli bir bilinç kaybı yaşayan McMahon, uyandığında yine şaşırtıcı bir durumla karşılaştı: Bu kez akıcı bir şekilde İspanyolca konuşuyordu. Tıpkı Çince’de olduğu gibi, McMahon’ın İspanyolca dil bilgisi de sınırlıydı; ilkokulda sadece birkaç hafta İspanyolca dersi görmüştü. McMahon, bu olayların ardından kendisini “dil öğrenme konusunda yetenekli” olarak tanımlamaya başladı.
Bilimsel Perspektif: Yabancı Aksan Sendromu ve Ötesi
Ben McMahon’ın yaşadığı bu sıra dışı vakalar, bilim dünyasında “Yabancı Aksan Sendromu” (Foreign Accent Syndrome – FAS) olarak bilinen nörolojik bir durumu akıllara getiriyor. FAS, genellikle inme, kafa travması veya gelişimsel problemler gibi beyin hasarlarının ardından ortaya çıkan nadir bir bozukluktur. Bu sendroma sahip kişiler, ana dillerini konuşurken ritim, tonlama ve telaffuzda meydana gelen değişiklikler nedeniyle sanki “yabancı bir aksanla” konuşuyormuş gibi algılanırlar. Ancak dikkat çekici olan şudur ki, bu kişiler aslında farklı bir dil konuşmaz, sadece kendi dillerini farklı bir aksanla telaffuz ederler.
McMahon’ın durumu ise FAS’ın bilinen tanımlamalarından farklılık gösteriyor. O, ana dilinde yabancı bir aksanla konuşmak yerine, tamamen farklı bir dile geçiş yapıyordu. Bu tür vakalar son derece nadir olsa da, tıbbi literatürde benzer örnekler bulunmaktadır. Örneğin, Hırvatistan’da bir kız komadan Almanca konuşarak uyanmış veya Avustralyalı bir adam yine bir kaza sonrası Fransızca konuşmaya başlamıştır. Bu vakalar, beynin dil işleme merkezlerinin karmaşıklığı ve hasar sonrası kendini yeniden yapılandırma yeteneği hakkında önemli soruları gündeme getirmektedir.
Ben McMahon’ın hikayesi, insan beyninin gizemli yönlerini ve travmatik olayların dil yeteneği üzerindeki potansiyel etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bu tür vakalar, nörolojik araştırmalar için değerli veriler sunmaya devam etmektedir.
